Hangi yana baksam nice hatıra,
Şu gönlümü üzdüğümü bilmedim...
Hayat denen incecik bir satıra,
Neler yazıp çizdiğimi bilmedim.
Derdimi paylaşan
sade dört duvar,
Can evimden
yüreğime ter damlar,
Söylesem ağyara
beni kim anlar,
Yalnızlıktan bezdiğimi bilmedim.
Gözyaşımı hep içime dökmüştüm,
Ümit teknesine yelken çekmiştim,
Huzur sahiline şükür çıkmıştım,
Nerde gezip tozduğumu bilmedim.
Zaman su misali
akıp yol aldı,
Gün batmak üzere,
vakti kısaldı,
Yaşananlar sanki
birer masaldı,
Hülyalarda
gezdiğimi bilmedim.
Attığım nice taş hedef bulmadı,
Dolusu taşmadı, boşu dolmadı,
Ümitle bekledim sabah olmadı,
Hep kendime kızdığımı bilmedim.
Dünyaya sırtımı
dönüp yürüdüm,
Yıldızlar yanınca
sönüp yürüdüm,
Ufukta bir ümit
görüp yürüdüm,
Yelden hile
sezdiğimi bilmedim.
Yaşamıştım sevdaların hasını,
Bırakıp gidince tuttum yasını,
Akıntıya karşı aşk deryasını,
Kulaç atıp yüzdüğümü bilmedim.
Tefekkür mülküne
girmek istedim,
Sabırla menzile
ermek istedim,
Görüneni ben de
görmek istedim,
Hangi sırrı
çözdüğümü bilmedim.
Yokların içinde aradım varı,
Hazanda bekledim yenibaharı,
İçimde yeşeren gülü gülzârı,
Bülbül gibi süzdüğümü bilmedim.
Aşkın esrarını
bağladım söze,
Secdede kendimle
geldim yüz yüze,
Kabuğu kırarak
varırken öze,
Kızgın çöle
sızdığımı bilmedim.
Hüzün ağacıma kuşlar konardı,
Cinnet aynasında fikrim yanardı,
Ab-ı hayat içsem ruhum donardı,
Günbeyli’yi yazdığımı bilmedim.